Brand new version of theVoid. Check out my article and other marvellous pieces.

Yıkılmışız Büsbütün

Toplumun geçmişini anlatan önemli kalıntılar olma özelliğini kimlik bilmiş tarihi yapıların, insanoğlunun dahi önüne geçemediği depremlerin etkisiyle yok olmaları gerçeği ile karşı karşıyayız. Özellikle tarihi yapıların yoğunlukta olduğu İtalya, son zamanlarda bu etkiye daha da maruz kalmaktadır. İlk başta 24 Ağustos’ta kendisini gösteren ve üç yüz kişinin ölümüne sebep olan Amatrice depreminde bir sürü kilise,anıt ve bina harabeye dönmüştür; şehir merkezi yerle bir olmuştur. Mimarı Giovanni dell’Amatrice olan ve 1428’de inşa edilen Roman Katolik Saint Agostino Kilisesi’nde de büyük bir hasar ile karşı karşıya kalınmıştır. Yan cephesiyle birlikte 1930’larda eklenen yuvarlak, desenli ve renkli olan kilise mimarisinin kendisine özgü bir motifi olan gül penceresi de depremin yıkıcı etkisine direnemeyip çöken kısımlar arasındadır. Fakat 13. yüzyılda inşa edilen saat kulesi şaşırtıcı bir biçimde ayakta kalan nadir yapılardan birisi olmayı başarmıştır. Enkazlar arasında dikilen bu saat kulesinin tam da depremin başladığı sıralarda akrep ve yelkovanının durduğu gözlemlenmiştir. İkonik bir imaj haline gelen bu saat kulesi, depremin sarsıcı etkileri yaşanırken zamanın durduğunu gözler önüne seren çok gerçekçi bir örnek olmaktadır. Kasaba duvarlarının bile tuzla buz olmasıyla birlikte şehrin artık eskisi gibi olamayacağı gerçekliği ile erimeye yüz tutmuş bir kentin hikâyesidir Amatrice.

 En son alınan darbe de 30 Ekim’de Norcia’yı vuran deprem olmuştur. Kritik yerleşme bölgelerinin tahliye edilmesi sayesinde can kaybı olmamasına rağmen tarihi binaların yok olmasının önüne geçilememiştir. Zeminin yetmiş santimetreye kadar çöktüğü depremde, şehri çevreleyen tarihi Roma şehir duvarından geriye bir eser kalmamıştır. Bununla birlikte, şehirdeki Gotik ve Barok kiliseleri de ciddi bir hasara uğramıştır. Norcia depremi bir önceki depremden sağ kurtulan yapıları da beraberinde yok olmaya mahkûm bırakmıştır. Norcia kasabasındaki 14. Yüzyıl sonlarına doğru inşa edilen ve yerel halk için ruhani önemi olan tarihi   St. Benedict Bazilikası, antik Roma ön cephesi dışında tamamen çökmüştür. St. Benedict ve St. Scholastica’nın doğduğu ev üzerine kurulan bu kilisenin içerisindeki sanat eserleri,  bina ile birlikte sonsuzluğa karışmıştır. Bu eserler arasında 1621’de tamamlanmış olan Filippo Napoletano’nun “St Benedict and Totila” tablosu ve Romalı ressam Vincenzo Manetti’nin 1600’lerin sonuna doğru tamamladığı “Madonna ve Norcia Saints” tablosu da yer almaktadır. Tahribe uğrayan başka bir tarihi yapı ise 15. Yüzyıl freskleri ile özdeşleşmiş olan St. Mary Argentea Katedrali, geriye çatlak cepheleri dışında sadece toz ve enkaz yığınları bırakmıştır.

Deprem gibi doğal afetler sonucu ciddi bir kimlik deformasyonu söz konusudur Norcia’da. Geçmişin izlerini günümüze taşıyan tarihi binalar yapı olmanın ötesinde kent belleği olma özelliğini de taşımakla yükümlüdür. Son zamanlarda İtalya ile gündemde olmasının yanı sıra dünyanın genelinde de karşılaşılabileceğimiz bu felaketlere bina deyip geçmemeliyiz. Tarihi yapılar ile kültürel mirasların varlığı söz konusudur. Yetkililerin de bu bilince sahip olup gerekli önlemleri alıp bu tür tarihi dokuda önemi olan yapıların korunmasına yönelik çalışmaların gerçekleşmesi için ortam yaratmaları insanlık adına da yararı olan uğraşlardır.

Advertisements