KÜLTÜR ŞOKU

Kent içinde kent. Yeni trend bu olsa gerek çünkü nereye bakarsak bakalım kendi bağımsızlığını ilan etmiş yapılar topluluğu göze çarpıyor bu devirde. Kendi çevresine bir o kadar yabancı ve bir o kadar da alakasız kendi çevresiyle… İnsanoğlunun azla yetinememesi bilinen bir gerçektir; çoğu şeyi aynı anda, aynı yerde istemesi. Hele bir de geliştirdin mi teknolojini, aldın mı yanına uçuk zihinleri; durdurulamazsındır: bknz. Ankara. Bu nedenledir ki başımızı nereye çevirsek karşılaşırız benliğimizi unutturan yapılara. Sözgelimi Ankara, yıllardır belli bir insan tarafından evrilip çevriliyor “Hayaller, Hayatlar” başlığı adı altında. Ankara’da Venedik esintileri, kayıklarla komşulara ulaşım başlıyor. Var mı başka bir isteğiniz? Seneye de Eyfel Kulesi’ni Ankara Kalesi’nin yanında görebileceksiniz(!) Dubai’de kayak merkezinin var olması kadar alışılagelmedik bir sahne ortaya çıkar değil mi? Cayır cayır güneşin altında kayak takımları ile gezinen insan manzaraları… Kartonun ortasından kare kesmeye döner iş. Son modalardan bir tanesi daha da AVMler gibi hızla yayılan ve Ankara’nın dört bir yanına dağılan konut projeleri. Ev, ofis, market, okul, spor tesisi ne ararsanız bulabileceğiniz bir siteden bahsediyorum. Aslında teoride kulağa fena gelmeyen, insanlara çeşitli imkanlar sunan, globalleşmenin hakiki izlerine yer veren bu projeler gerçek hayatta uygulandığında pek de iç açıcı olmayan görüntülere yer veriyor. Bütün hayatın demir parmaklıklarla sınırlı 100 dönümlük arazilerde geçmesiyle, birbirinden bağımsız yaşam alanlarının kent içindeki düzensiz dağılımları ile oluşan bir gerçeklik süregeliyor özellikle son zamanlarda. İnsanları var oldukları yerlere hapseden bu çalışmalara gün geçtikçe yenilerinin eklenmesi de cabası. Düzensiz kentleşme ile ortaya çıkan inşaat ve taş yığınlarının sözde ulaşmaya çalıştıkları estetik manzaraların tam tersini ima etmeleri ile yüz yüze kalıyoruz. “Güzel Mimarlık” da yetersiz kalıyor bu gibi durumlarda her ne kadar binalar kendilerince estetik olup göze hitap ederse etsin. İnsan her şeyi istiyor, isteyen için de mimar yapıyor. Gerisi ise plancılara kalıyor. Yine de unutmamak gerek: kentlerin kendi kimlikleri vardır. Özerklikleri ile insanların zihinlerinde yer ederler . Eğer bu gidişat böyle devam edecek olursa büyük bir karmaşa kaçınılamazlıklar arasına kendisine/kendine bir yer edinecektir. Anlamsızlaşacaktır şehirlerin ait olduğu coğrafyalar. 21. Yüzyıla ait kentsel yaşam panelleri ile tarihe adını yazdırmaya çalışan insanların uğursuz amaçları sonucunda yok olmaya yüz tutmuş şehir kimliklerinin tutunamaması kadar vahim bir durum içinde olabiliriz yoksa.

Advertisements